Ağrı isminin kökeni, bölgenin en önemli doğal yapılarından biri olan Ağrı Dağı ile doğrudan ilişkilidir. Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı (5.137 metre), tarih boyunca birçok efsaneye, özellikle de Nuh’un Gemisi hikâyesine konu olmuştur. Eski kaynaklarda, bu dağın adı “Ararat”, “Kar Dağı” veya “Karaköse” olarak geçmektedir. “Ağrı” kelimesinin, dağın zorlu ve sert coğrafi yapısından ve sert iklim koşullarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu nedenle, bölge zaman içinde “Ağrı” olarak anılmaya başlanmıştır.
Ağrı isminin bir diğer kökeni, Osmanlı döneminde kullanılan “Karaköse” isminden gelmektedir. Osmanlı arşivlerinde bu bölge “Karakilise” ve “Karaköse” isimleriyle anılmıştır. “Karaköse”, bölgede yaşayan Türkmen aşiretlerinden birine verilen isimdir. Bu isim, bölgedeki kaya oluşumları ve sert doğa koşullarıyla da ilişkilendirilmektedir. Cumhuriyet döneminde, 1927 yılında şehrin adı “Ağrı” olarak değiştirilmiş ve bu isim resmîleşmiştir. Bu değişiklik, şehrin Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı ile özdeşleşmesini sağlamıştır.
Ağrı isminin başka bir etimolojik kökeni de Urartu ve Pers dönemlerine dayanabilir. Antik dönemlerde bölge, Urartular ve Persler tarafından “Ararat” ve “Agri” şeklinde adlandırılmıştır. “Agri” kelimesi, bazı kaynaklara göre “yüksek” veya “aşılması zor dağ” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda, Ermenice kaynaklarda da “Ağrı” kelimesinin “acı veren, zorlu dağ” anlamına geldiği belirtilmektedir. Dağın sert doğa koşulları, bu ismin yaygınlaşmasına neden olmuş olabilir.
Günümüzde Ağrı, hem tarihi hem de doğal güzellikleri ile önemli bir şehir olarak varlığını sürdürmektedir. Ağrı Dağı’nın efsaneleri, İshak Paşa Sarayı’nın tarihi dokusu ve bölgenin zengin kültürel mirası, şehrin adının kökenine dair çeşitli anlatıların günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Ağrı ismi, hem bölgenin zorlu coğrafyasını hem de tarih boyunca farklı medeniyetlerin buraya verdiği isimleri yansıtan köklü bir geçmişe sahiptir.